30 Aralık 2011 Cuma


mesela benden 4-5 tane olsaydı o zaman ben ders çalımaya karar verdiğimde ders çalışırdım, ötekisi tam o sırada içimden gelen şiddetli derecedeki temizlik yapma isteğine karşın temizlik yapar, ötekisi zaten her daim aç olduğu için bir yandan yemek yer, birisi müzik dinler, birisi kitap okur, birisi film izler, birisi gezer, birisi blog yazar, birisi sevgili boynuzum mik'in profiline girip saniyede 943242 kere f5'e basar ve tipi belli olan bi profil resmi koymuş mu diye bakardı.

ben de gerçekten ders çalışırdım ve bu ödevi yarına yetiştirebilirdim.

ama şuan elimde benden yalnızca bir tanecik var ve hem ders çalışmayı hem temizlik yapmayı hem yemek yemeyi hem müzik dinlemeyi hem kitap okumayı hem film izlemeyi hem gezmeyi hem blog yazmayı hem mik'in profilini kontrol etmeyi tek başına yapmak zorunda.

üstelik temizlik yapmadan hayatta ders çalışamıyor ve karnının tok olduğu tek bir an neredeyse yok.

ooy oy.

hayat çok zor be.

#dipnot: az önce yakın bir arkadaşıma mik'in profilini gönderdim facebooktan ve kızın görünmeyen tipine bile "hmm güzel kızmış harbiden.." dedi!!!! en gerizekalı + en mal + en beyinsiz + en idiot + en özürlü insan bile bir kıza boynuzunun güzel olduğunu söylememesi gerektiğini bilir bence! en azından bilmeli! ayrıca tipi görünmüyor bile! üstelik sonra bi de "bi senin profil resmine bak bir de kızın, çocuğa hak verdim yani" dedi. tamam anladık gerizekalısın diye bir bok yedin ama üstüne bu nedir yani?? şu ödevi vereyim bütün haftasonumu en güzel kıyafetlerimle en güzel yerlerde profil resmi çekilmeye çalışarak geçireceğim o da gününü görsün işte oh!

29 Aralık 2011 Perşembe

aslında,




bugün boş günüm ama ödev yapmak için hiçbir yere çıkmamıştıım.

ve evet, ödev adına hiçbir şey yapmadım.

ve evet, cumartesi.

fal müptelası.

hani insanlar sigaraya "bi fırttan bişiycik olmaz" diyerek başlıyor da sonunda tiryaki oluyorlar ya, hatta uzun bir süre de "yok tiryaki değilim, istemesem içmem ama seviyorum diye içiyorum" diye de kendilerini kandırıyorlar ya; işte ben o sigara maceramı gerçekten bi fırtla bıraktım gerçekten ama bu fal nasıl bir belaysa boğazıma kadar batırdı beni ama yine de bırakamadım.
(bu arada canım türk sanat müziği dinlemek istedi ama aradım taradım bulamadım len tüh)

neyse işte geçen sene bizim okulun hazırlık kampüsünün orada bir herif vardı. ama nasıl meşhur, nasıl meşhur. sonracığıma bizim sınıftan bir kız gitti, adamın bütün dedikleri patır patır çıkınca bütün kızlar tek tek dökülmeye başladı. ben de prensipleri olan mantıklı kızım ya, direndim direndim hiç gitmedim. hatta bir de yeni terkedildiğim zamanlar filan yani nasıl gitmedim şimdi anlayamıyorum valla helal olsun. neyse işte sonuç olarak bir yerde fire verdim ve önce 'amaan arkadaş ortamında masumcana bakıveriyoruz ayol'la başlayan fal maceram bir baktım melekler kahvesi'nde filan devam ediyor. kar topuykene çığ mı oldu denir, ne denir bilmiyorum.

neyse işte.
önemli olan son 2 haftada olanlar.

önce ilayda'yla birlikte melekler kahvesi'ne gidelim dedik ama şanını duyduğumuz kadın o gün izinliymiş diye başkasına baktırmak istemedik (başkası dediğim de adamların toplam 16 falcısı varmış. bizim bölümde o kadar hoca yok len.) neyse işte sanki çiş gibi yani o an o işi halletmek zorundayız diye kendimizi kadınlar kahvesi'ne attık. çünkü yapmazsak altımıza filan kaçırırız yani aman Allah muhafaza. neyse ben içtim kahveyi sonra geçtim kadının yanına. adı meltem miydi neydi hatırlamıyom şimdi. başladı patır patır saymaya! diğerlerini anlatmaya gerek yok da bi çocuk var dedi başladı benim pisliğin tipini tarif etmeye! sevimli bir şey bu dedi. mühendislik okuyor ama istanbul'da değil dedi. üstüne bir de adını söyledi. ben de karşısında pörtlek gözler ve yarı açık ağızla kalakaldım tabi. sonra bu gitmiş ama niye gittiğini o da bilmiyor şimdi de hâlâ aklı sende, geri gelecek kapında köpek olacak(valla aynen öyle dedi köpek olacak dedi ben de n'si baskılı vurgulu bir innnnnnnnşallah dedim) (şimdi heyecanlı yere geliyoruz:p) ama o sırada senin yeni ve mutlu bir ilişkin olacak o yüzden sen kabul etmeyeceksin dedi.
aynen böyle dedi.

sonra öteki perşembe biz ilayda'yla yine kendimizi melekler kahvesi'nde bulduk kendimizi ama bu sefer başkası için. bu da çok iyiymiş de cartmış da curtmuş filan diye. genç bir çocuk, adı cihan mı ne. sonra işte bunun da diğer dediklerini geçiyorum ama sonra bu da dedi ki seen dedi hayatında 1 kere aşık olmuşsun ama onu da felaket olmuşsun sonu da kötü bitmiş senin de içine içine birikmiş her şey hiçbir şey diyememişsin ama diyeceksin bak içini boşaltacaksın bu çocuk gerisin geri gelecek sana çok pişman olacak filan dedi. üstüne bir de adını filan söyledi yine benimkinin. 1 ay içinde de hayatına tam kafana göre biri girecek filan dedi.
birrrrrrr gaza geldim anlatamam!
hemen bizim hazırlık kampüsünün ordaki herif geldi aklıma. onun nokta atışı yapacağını bildiğimden hemen ona gitmek istedim ama herifi tutuklamışlar iyi mi?

ama ben pes etmedim bu konuda iyi olduğunu bildiğim bir arkadaşıma baktırdım az önce.

"içine birikmiş birikmiş ama yakın zamanda boşaltacaksın sen bunları" diye başlamasın mı!!?? bir de sonuna bu da yeni kısmet bulunca..

amaan öyle işte. aslında düşününce hiç mantıklı değil yani biliyorum ve dibine kadar da farkındayım ama insan böyle zamanlarda kendini avutabilecek minik minik şeylere ihtiyaç duyuyor bu da apaçık bir gerçek yani. mesela şimdi bir de bunların 3'ü birden, "içine birikmiş ama boşaltacaksın bak merak etme it gibi pişman olacak geleccek ama sen yeni manita yapacaksın buna ihtiyacın kalmayacak" deyince ben mutlu oldum yani. önceden "al işte hem boynuzu taktı hem ağzıma sıçtı hem yanına kâr kaldı ben de yakından yalnızlıktan ölen yegane insan olarak(yegane değil düzeltiyorum; ilayda da benle gelebilir) gazetelere manşet olacam" filan diye bunalımlara giriyordum.
ama içimde umut filizleri filan yeşerdi böyle iyi oldu keyfe geldim. :)

1 ay içinde hayatımda adam akıllı biri belirirse ve pislik de pişmanlıktan geri dönüp 9.9 şiddetinde sarstığı egomu eski haline getirirse gidip cihan mı ne ona kahve filan ısmarlayacağıma dair söz verdim. yok söz vermedim. vazgeçtim şimdi niye vereyim be a a başta parayı verdik zaten. tamam tamam kahve filan ısmarlamam da ama bi gidip görüp Allah ne muradın varsa versin filan derim yani yolum düştüğünde.

işşşte böyleee...


#dipnot1: biz kadınlar kahvesi'ndeyken fiki fiki sevgilisiyle beraber gelen bir kız da sırada bekliyordu fal için. hayır yani anlayamadım hem sevgilin yanında, hem fiki fikisiniz, sen daha neyin merakındasın?

#dipnot2: aslında bir yandan da bu fal işinin çok günah olduğunu da biliyorum o yüzden bir yandan sürekli yusuf yusuf dolanıyorum ama tutamıyorum kendimi elimde değil Allah'ım sen affet noooooooooluuuuuuuuuurrr..

28 Aralık 2011 Çarşamba



öyle boktan bir duygu ki.

hem deli gibi özlüyorsun, hem deli gibi özlediğini biliyorsun, hem deli gibi özlemen değil birlikte geçirdiğin zamanlara lanet etmen gerektiğini biliyorsun,
hem aptal gibi seviyorsun, hem aptal gibi sevdiğini biliyorsun, hem aptal gibi sevmen değil cehennem gibi nefret etmen gerektiğini biliyorsun,
hem aldattığını biliyorsun, hem normal şartlarda nefret etmen gerektiğini biliyorsun, ama o tamlamanın pislik olan kısmına değil sadece '3 senemi birlikte geçirdiğim' kısmına odaklanabiliyorsun. bunun da farkına varınca kendini aciz bir gerizekalı gibi hissediyorsun ve ondan değil kendinden nefret ediyorsun
onu seviyorsun, kendinden nefret ediyorsun
işte böylesine bok bir his.
sonra da unutmuşculuk oynuyorsun. sanki aslında ben de yeniden aşık olabilirmişim, ben de unutabilirmişim, o unuttuysa demek çok da zor değilmiş de benim ne eksiğim varmış.
sonra falanla mesajlaşıyorsun, filanla taksim'de buluşuyorsun. kantinde gördüğün alelade bir çocuğa aşık olmaya zorlanıp kendini mutlu hissetmeye çalışıyorsun. sen de artık farklı bir hikayede mutlu olabilirmişsin mesela. başkasını düşünebiliyormuşsun sen de artık, demek ki aslında acınası da değilmişsin, zavallı da değilmişsin. 
kendinle baş başa kaldığın bütün anlarda kendine küfür ediyorsun ve her kandırmacada "NAAHH!!" diye bağırıyorsun kendine.
sonra da bütün bunlardan habersiz o pislikle çıkan kızın profiline saçma sapatık bir biçimde rastlayıp bakıp bakıp zırlıyorsun. profil resminde tipinin neye benzediği bile belli olmuyor. üstelik 10 saniyede bir f5'e bassan da kız profiline yüzü belli olan bir resim koymuyor. o her şeyden habersiz; belki uyudu rüyasında onu görüyor, belki ikisi de uyumadı mesajlaşıyorlar fiki fiki.
ve tabi sen her halukarda bok gibi hissediyorsun.

ayrıca neden hem pislik olan hem aldatan mutlu da hem aldatılan hem de tamamen masum olan her seferinde mutsuzluğun diplerinde? niye onların hep yanına kâr kalıyor? bunu da içine sindiremiyorsun.

nerden bakarsan bak BOK işte. tüm açılardan.

kadın haklı.




"di'li geçmiş zaman kipinin en çarpıcı tarafı bitmiş bir olayı anlatmasıdır."






okuldaki sınıftan gayet iyi anlaştığım iki arkadaşım var ve genellikle bütün ders aralarında birlikte takılıyoruz. her iyi, hoş yani ama ben yine de kendim seçtiğim sürece yalnız kalmayı daha çok seviyorum. merve sabahtan derse gelmedi zaten. gizem de doktor randevusu olduğu için gitti. ben de güzelce indim kütüphaneye, en köşedeki sevdiğim beyaz deri koltuğa oturdum, taktım kulaklıklarımı, aldım bilgisayarımı, ooh. tamı tamına 43 dakikam var.

yaşasın :)

27 Aralık 2011 Salı


efkarlandım işte şimdi.

diyerek yazmaya başlayacaktım tam. çünkü hayatıma giren bok beyinli erkekler aklıma geldi tek tek. itiraf ediyorum gerisi umrumda değil. ben bir tek en pislik olanı özlüyorum.

neyse, zaten konu artık o da değil.

iki dakika gülmeye gelmiyor yemin ederim. saçma sapan bir şeyi bahane edip o kadar çok güldüm ki anlatamam. oda arkadaşım şok geçirdi hatta. çünkü o pislikten sonra ben o yaşam enerjimi hiç bu kadar sağlayamamıştım. zaten böyle olur; ne zaman içten gülmeye, mutlu olmaya başlarsam içimi bir korku kaplayıverir hemen çünkü bu mutluluğumla doğru orantılı bir bokluk kapıma yaklaşıyor demektir. bu sefer unutmuşum öyle olduğunu. fi tarihinden beridir konuşmadığım arkadaşlarımdan birisinin hatrımı soracağı tuttu bu vakitte. canı helallik istemek istemiş meğersem. bana en pislik olanı hatırlatsaydı canımı bu kadar yakamazdı. ama bu hassas bir konu. ama tabi ki o da diğer insanlar gibi bunun hiç farkında değil. çünkü insanlar böyledir; uzaktan bakarlar, biraz izlerler, kafalarından bir hikaye uydururlar -ki genelde sağduyularını, iyi niyetlerini, vb pek yaklaştırmazlar o sırada yanlarına- sonra da inanıp kendilerince bıdıbıdı yaparlar.

çok basit ve çok zararsız görünüyor değil mi?

sizin bir anlık söyleyiverdiğiniz bir cümlenin, küçük bir kızın aklından ömrü boyunca silinmeyeceği ihtimali hiç aklınıza gelmiyor değil mi?

sizden önce kimler ne demiş, kimler ne yapmış hiç bilmeden söylediğiniz alelade şeyler bir insan için çok da önemli olmaz gibi değil mi?

zaten siz niye suçlu olasınız ki; her şey apaçık ortada işte değil mi? kız resmen yollu. babasıymış cartıymış curtuymuş ne önemi var allasen değil mi?

küçük bir kız daha babasının kim olduğunu bile bilmediği zamanlarda babası yüzünden hor görülmeye başlandıysa ilerde yollu olmasında bunların kesinlikle hiç etkisi yok; ne yaptıysa kendi kendisine yapmıştır değil mi?

öyle ya, hepimiz sonuçta aklı başında, iradeli, kendi kararlarını kendi verebilen, özgür düşünebilen, her şeyi bilen insanlarız değil mi?

BOK!

the fall into paradise



bugün istiklâl caddesi'nin ara sokaklarından bir tanesindeki gabrialdi binası'ndaki the fall into paradise adlı videoart'a giden mavili kız bendim. çünkü maviyi en çok ben severim. ama önemli olan bu değil. önemli olan şu ki; çok da bir bok anladığım söylenemez. yanımdakiler belli ki anlıyorlardı o yüzden biraz kulak kabarttım. ama sadece kızın sevgilisine "aa ama gerçekten çok güzel yansıtmışlar.." dediğini duyabildim. sonra da hepsini boşverdim ve psikolojik açıdan incelemeye başladım. ancak öyle çünkü.

başta koskoca siyah bir ekranda minicik bir noktaydık; kadın ve erkek yani. hiçlik içinde bir varoluş hikayesi gibi. daha sonra o nokta azcıcık büyüdü, büyüdü ve içinden iki minik siyah kafa belirdi. şuna dikkat ettim; dışı gittikçe bir beden hali aldı ancak içi hep siyah kaldı. dışı tamamen bedenle kaplanınca içindeki siyahın, içindeki hiçliğin farkına onlar da varamadı muhtemelen. o yüzden doldurma ihtiyacı hissetmediler belki de.. birden bir suya düştüler. ama yukardan çıktılar yahut aşağıdan düştüler gibi değişik bir şey oldu. radikal'de biraz göz gezdirmiştim aslında ama aklımda kalmadı. suya günah diyordu sanırım. neyse ne bilmiyorum. suda panik oldular birbirlerine sarıldılar. daha doğru kadın erkeğe sarıldı, sımsıkı. erkeğe temas etmekten bırakması gerçekten uzun zaman aldı. karşılık göremeyince vazgeçti belki. belki de gözü açıldı. ya da canı yalnızlık çekti biraz, bilemeyiz. sonra da suyun içinde yok olup gittiler. belki de ayrıldıkları içindir.

sonra da ekran tekrar simsiyah oldu.

işte öyle.

vallahihepbuşarkılaryüzünden!


daha birkaç saat önce sem'e serkan'dan ötürü ne kadar dilimin yandığını o yüzden artık bu işlerden elimi eteğimi çekme kararı aldığımı filan anlatmıştım oysa ki. kısmet buraya kadarmış. lenka'nın 'two' şarkısını keşfettim. sırf eline mikrofonumsu bir şey alıp manitayı da sandalyeye bağlayıp (yanlış olmasın, fantazi olsun diye değil; benim sesime başka türlü katlanamaz, kaçar gider diye) sonra da karşısına geçip bu şarkıyı söylemek için bile olsa bir manitası olmalı bir insanın. ciddi söylüyorum bakın.

işte karşınızda o mühteşem şarkı:




şarkıya cukkadanak diye oturuveren bu "bir elin nesi var iki elin sesi var" temalı video klip bu şarkının offical videosu mu tam emin olamadım ama kim yaptıysa çok iyi yapmış. zaten bu kızın diğer videoları da hep çok sevimli.

24 Aralık 2011 Cumartesi



matematikte filan bir soruyu çözerken mesela diyelim ki 5 adımda çözeceksiniz soruyu. ilk adımda işlem hatası yaparsanız geri kalan adımları ne kadar da doğru takip ederseniz edin, kıçınızı da yırtsanız doğru çözemezsiniz.

ben de baktım, her şey güzel olsun diye çırpınmama rağmen hep bir huzursuzluk hali, hep bir mahkeme duvarı surat.. demek ki var bir yerde işlem hatası dedim. sonra da kendime karşı dürüst olmaya karar verdim.

kızlar bazen piçleri de severler, pislik olduklarını bile bile. bazen onları aldatan eski sevgililerini de özlerler. bazen çok özlerler. bazen çok çok özlerler. çünkü kız olmak demek kötü bir şekilde sonlanan ilişkinin neticesiyle değil geri kalan 3 yılda yaşanan ama artık hiçbir boka yaramayan güzel ve sevimli şeyleri düşünüp sırıtık ifadeler yaymak demek. ama sanmayın ki bayılıyoruz böyle olmasına. kimse hoşnut değil, gerçekten.

kendini kandırmak 1. adımda yapılabilecek en büyük hata. kartlarımızı açmak zorundayız. ben öyle yapmadım. sonra saçma sapan insanlarla baş belası denemeler, kendi kendime mutluymuşculuk oyunları, sevgilileri kıskanmıyormuşculuk numaraları, yorgunluk - yorgunluk - yorgunluk..

seviyorum işte.
deli gibi de özlüyorum üstelik.
bi tokat atamadım bağırıp çağıramadım filan diyorum ama yolda görsem yapacağım tek şey boynuna sarılıp ağlamak olur, bunu da biliyorum.
keşke yarın öbür gün döndüğünde onu seve seve affedebileceğim büyüklükte bir bok yeseydi de diyorum.

çok özledim çook..

19 Aralık 2011 Pazartesi

12 Aralık 2011 Pazartesi


yine başladım yazıp yazıp silmeye. bazı şeyleri kafamın içinde gerilere itekledikten sonra itildikleri yerden çıkarıp üzerlerine bir şey yazmak çok zor oluyor. boşver gitsin zaten gittiler diyorum ama öyle de olmuyor. çünkü kendileri ne kadar giderseler gitsinler  sıkıntılarını asla beraberlerinde götürmüyorlar. o yüzden bazı şeyleri halletmeden kafanın içine itelemek çok yanlış bir şey aslında. gerekirse halledene kadar somurtmayı göze alabilmeli insan. bunun karşısında onu çok seven(!) arkadaşları tarafından dışlanmayı da tabii..

hayat bana birkaç minik sürpriz yapınca her şey geçecek sandım sanırım. şimdi de acaba haksızlık mı yaptım diye düşünüyorum mesela. aslında çoğu zaman içimden arkadaşlık ilişkilerimi sorguluyorum sanırım. tabi çok mükemmel olsaydılar bu kadar kafa kurcalamazdı zaten bence. zaten en yakın arkadaşım olarak nitelediğim 3 kişinin en yakın arkadaşları başka insanlar. böyle düşününce sorgulamak ne kadar da mantıksız aslında.

off bunalıma girdim ben.

11 Aralık 2011 Pazar

dönüyor aman başım / dünya duman..


geçen evdeki bbtm yapmaması gereken bir şey yaptı. hem de hiç yapmaması gereken bir şey. sonra ben de içimdeki çirkefi salıverdim gitti. sonrasında kendimi tamamen kaybetmiştim. silik silik şeyler var aklımda. bir ara titriyordum. bir ara ağlıyordum. bir ara bağırıyordum ağlayarak ve titreyerek. bir ara bilgisayadan çıkarttım hıncımı. bir ara hüm'ü gördüm, o da ağlıyordu. bir ara eb btm'yi dışarı çıkartmaya çalışıyordu. bir ara kapının önüne gidip koridorun sonundaki odasına doğru ''Allah'ın izin verdiği şeye sen nasıl karışıyorsun? sen kendini ne zannediyorsun!?'' diye bağırıyordum. bir ara kolları olan kalp yastığımın üstüne yatıp kafamı iki elimin arasına alıp dizlerimi de karnıma çekip daha yüksek sesle bağırdım:

''nefret edelim diye daha fazla ne yapacaksınız?''

ertesi gece bütün bu gerilim bana mide ve baş ağrısı olarak geri döndü tabi ki.
doktora gitmemek için çok direndim. çünkü en son ne zaman gittiğimi hatırlıyorum. ve ben kolumda serumla yarı baygınken yaşlı doktorun gelip ''daha şimdiden neye sıktın sen canını bu kadar be kızım be..'' deyişini de. birileri yüzünden hastanelik olmuş olmanın o dayanılmaz eziciliği.. çok direndim ama baktım olacak gibi değil. eb, hüm ve ben atladık taksiye bu civarların en iyi 'özel hastanesi'ne gittik. -gitmez olaydık. tam bir kabustu. neyse işte. adam serum takmamakta ısrar edip ağrı kesici iğnelerle 3 kere popomu delip de hedefe varamadığını farkedince artık serum için de çok geç olduğunu farketmesinden mütevellit uyuşturucuyu dayadı bana bi güzel. üstüne yarım saat sonra o da tık demeyince son çare olarak da xanax verdi.

üstünden 2 gün geçti.

ben hâlâ dönüyorum.


bi de hüm az önce anlattı. eve geldiğimde kafam gidikti zaten. yatağa yatırmışlar beni. sonra başlamışım ötmeye.
en çok müge'yi anlatmışım. :/
bi de 'bi kız varmış, midesi çok ağrıyormuş' demişim.
bi de 'babası kızı doktora götürmemiş hiç' demişim.

öyle işte..

bütünkadınlarınkafasınasıçılmıştır.




*kokusunu çoktan unuttuğum bir zaman diliminde bile, kendini parmağın ağzına asılı anımsıyorsan, öykü başlamıştır. öykü, annenin sümerce bir yenilgi yazıtı olmasıdır. baba, her zaman olduğu gibi karanlık bir kapı aralığı, dikenli bir kilit sesi. o içeri girdiğinde, sen artık hep dışardasın.
göğsüne abanan anne ağlamasıdır öykü, beyaz.
...
öykü, kanatlarıı kıran insana aşık olduğunu kabul etmek ve her ikindi patiskadan kanat biçmektir kendine.

-bizden kaçırdıkları/kaçırmaya çalıştıkları bakışlar geliyor aklıma. ve koca bir kadının ağlaması. o içeri girince biz hep dışardayız.
ve böyle insanlar hep kanatlarını kıran insanlara aşık oluyorlar. ne kadar da salakça değil mi?


*eğer acıyı baba yarattıysa, bunun acı olduğunu söyleyen de anneydi. acı çekme yeteneği ondan edinildi. böylece tamamlandı ağlama. yaşamak fidel'e doğru böyle biçildi. topu topu 3-5 kişi şehrin bir yerlerindeydik hep. hiç olmadık bir zamanın içindeydik. en fazlası bir pencere açılıyordu belki. ya da bir ağaç çıkıyordu yolumuza; ama dünya, hiçbir zaman kalabalık olmadı. kaç kişiydik ki zaten? ben, anne, baba, fidel.. ve belki de alara.

*alara, sen neleri terk ettin annen gibi yenilmemek için? biz ne zaman annemiz gibi olduk? aslında babamız olan o adamları nasıl bulduk? yenildiğimiz bir maçın rövanşı bu, alara, dikkatli ol.
o adamlarda babanı öldürebildin mi? ihtimal, öldüremedin. yenildin.
öfke, her yenilgiyle içimizde büyüyen cüzzamlı bir çocuk, alara. anlamsız ve zamansız ağlamalar. ve sonra:
''neden oluyor bilmiyorum. ara sıra böyle olurum ben. aslında seni çok seviyorum. çok seviyorum. dengesizliklerim için özür dilerim.''
aslında ne sevdin ne de öldürebildin onları, alara.

-
kelimesi kelimesine yazmış resmen. nerden buluyorum bunları sahi? neden bu maçta bizim için hep yenilmek var? hiç öldüremiyoruz. boşuna çabaladığımızın farkında olarak her seferinde yeniden deniyoruz/yeniden yeniliyoruz. onların hiçbirisinde ölmeyecek o adam. o adam hiç ölmeyecek.

*aklın beklenmedik zamanlarda gelişi aldatır insanı, ''burdayım'' sanırsın. oysa akıl erkektir ve..
akıl, bazı sorunları uzaklaştırmaya yarar

*ben ve benim gibiler, dünyada hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi düşünerek büyüdük.

*sonra da 41. odanın anahtırını verdi. ama sakın açma, dedi. 41. oda neden yasak? eğer yasaksa neden verdi anahtarı? neden anahtarlar verip yalnız bırakıyorlar bizi?

*BÜTÜN KADINLARIN KAFASI KARIŞIKTIR.
çünkü...
bir gün bir anda, bazı kızgınlıklarını unuttuğunun farkına varacaksın. artık pek düşünmediğini, çünkü artık bildiğini anlayıp, ellerini bir klarnet taksimi gibi uzatacaksın. hâlâ kafan karışık olacak. ama artık bunu seveceksin. sevmelisin de.
çünkü..
KADINSIN.


hoşuma giden ve işaretlediğim fazlaca sayfa var tabi ki ama yine de her zmaan için en çok baba-kız ilişkisinin/ilişisizliğinin yazıldığı yerleri seviyorum tabi ki. belki de hayatımdaki bütün yanlışları hiç haberi olmadan o adama yüklemek istiyorum. ama sorguladığım zaman da çok mantıklı geliyor. ve ne zaman bunlar yeniden aklıma gelse, sorumlusu olmadığımız şeylerin sorumluluklarını yüklenmiş olmamız hayatın adaletsizliği gibi düşünüp de isyan etmiş olmaktan çok korkuyorum. ama kendiliğinden aklıma geliyor. 'neden?' sorusu mesela. kısa aslında. ama yakıp kavurabiliyor insanın içini. sorduğun zaman neden olduğunu düşünmüyorsun çünkü. hızlı hızlı görüntüler geçiyor gözümün önünden ama hiçbirisi 'neden'i değil. hepsi de sonuç. sıkılıyorum, bunalıyorum. ama bazen düşüncelerimizi kısıtlamayı öğrenmek zorundayız. eğer mutlu olmak istiyorsak. bu sefer de kandırmaca gibi oluyor mesela. -masucuktan mutlu olmak.- bunu da geçiştirmeye çalışıyorum o zaman.


-yoo çok mutluyum, ne var ki?

because of you.




önceleri bu şarkıyı dinlerken -bizim okuldaki herkesin kötü olduğu için kendiminkini iyi zannettiğim- yarım yamalak ingilizcemle 'bikaozovyuu' kısmındaki yu'nun bi boklar yeyip de kızcağızı üzen bir erkek arkadaş olduğunu düşünüyordum hep. sonra bir gün videosunu izledim. oradaki yu'nun babası olduğunu anladığım andan sonraki 962349241307. kere aynı videoyu izlememin sonuna kadar da hep ağladım. şimdi mesela bir daha izledim ve bir daha ağladım. böyle anlarda istemeden de olsa hayatın adaletini sorguluyorum. 'hayatın adaleti' diyorum çünkü Allah'ın adaletini sorguladığımı düşünmekten bile korkarım. öyle olunca suçu genelde 'evren'e ya da 'hayat'a atarım o yüzden. Allah bütün kullarını sever, adaleti sonsuzdur; ama evren birazcık kötü. mesela bu videodaki o minik sabînin ne suçu vardı da hayata böyle bir babayla geldi diye 8716489132 kere bile kendinize sorsanız ve 9018413906 saat bunun üzerinde kafa yorsanız bile cevabını muhtemelen bulamazsınız. o kız da bulamaz. ama insanın öyle bir babası olması demek hayatındaki bütün sorunların köküne indiğinde babasıyla karşılaşmak zorunda kalması demek. üstelik atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. ama önce hiç düşünmeden bütün hayatının içine ediyor, sonra da artık hayatın hiçbir zaman güzel olamayacağı hissini de aşılayıp kendine görev bildiği üzre her şeyi başarıyla mahvetmiş oluyor. ben her şeyi biliyorum. mesela o minik kız ilerde sürekli terkedileceği için hayatının tamamını farklı farklı ama hep geniş omuzlu ve kocaman elleri olan erkeklere aşık olacak. ona güzelliğini veren şeyler hep babasından geçmiş olsa da babasına benzetilikçe içinden kendine de lanetler yağdıracak. hep evlenmek isteyecek ama en çok evlenmekten korkacak.

dahası; mesela bir gün bu videoyla ilgili bir yazı yazmaya karar verecek ama kendini ne kadar sıkarsa sıksın artık daha fazla tahammül edemeden ağlamaya başlayacak. sonra gözleri hep buğulu buğulu olduğu için ekranı görmekte zorlanacak. hele bir de tam da o sırada gripse mesela burnu foşur foşur akacak. çünkü çok ağlayacak.

ben biliyorum çünkü ben her şeyi bilirim.

en çok da böyle minik kızları.

bazen mutsuzluk depom o kadar çok doluyor ki  yazmak bile istemiyorum. ama yine de yazıyorum. ben böyleyim işte. istemeden de yaparım bazen. saçlarımın turuncu olmasını istemiştim ama köpük boyaların turuncusu yokmuşmuş ama kırmızısı varmışmış ondan ben de dedim ki o zaman kırmızı olsun. ama kırmızı olmadı tabi. çünkü ben böyle de bir insanım; olmasını istersem olmaz. gece niyazi bende kaldı uzzuuunn uzuun konuştuk. off yok yazmak istemiyorum. ya da düşünmek istemiyorum. neyse işte.

02 10 2011

ben bi' keresinde;..


kitaplarla artık hiç dokunsal temasta bulunamamaya başladım.

sonra kitapçıda çalışan bi' çocuğa abayı yaktım. / meğersem o da bana yakmış.

sonra kitaplara yeniden aşık oldum.

sonra buluştuk.

sonra aramızda 6 yaş olduğunu fark ettik.

ve çaktırmadan vedalaştık..

hâlâ kitap almadım elime.

ders kitapları da dahil.

29 10 2011

yaz bitti;





eveet işte aylardır beklediğim gün. nihayet yolculuk başladı. saat 13:41, bu yola çıkalı tam 2 saat 31 dakika olduğu anlamına geliyor. aslında gece hiç uyuyamadım çünkü o valizler benden kim bilir kaç kat daha ağır ve ben çelimsiz, ben miinik bir sue-ella'yım. neyse ki dost kara günde belli oldu da akşam otobüsten indiğimde biri benim kadar minik olmasına karşın diğeri hizbandut(doğru yazdığımdan emin değilim) gibi olan 2 arkadaşım valizleri taşımama eşlik edecekler.

hep böyle oluyor işte; kafamda kuruyorum, düşünüyorum, hatta rahatlayabilmek için yazdığımı da hayal ediyorum yani hayalen de olsa yazıyorum ama bloğu açınca bi tıkanıklık oluyor ne hikmetse. neyse, aşarız diye umuyorum.

belki de önce bu seneki lanetli yazın özetini geçmeliyim.

yazdan biraz daha önceye gidelim; alper malum, pişman oldu sonra ben de inandım. ya aslında gerçekten inanmadım. yani ben salak değilim sonuçta. gözümün içine baka baka yalan söylediğini tabi ki de farkettim. her ne kadar genellikle hayalperest bir insan olsam da, o kadar haltı yedikten sonra üstüne bir de gözlerimin içine baka baka, hiç utanmadan, pişkince yalan söyleyebilen bir insanın bir anda dünyanın en muhteşem, en sadık erkeğine dönüşmesini beklemeyecek kadar da realistim ayrıca. ama yine de affettim. hatta şimdi neden affettim kısmını yazmak için kendimi sorgularken farkettim ki aslında affetmedim bile. sadece biz yemek yemeye gittik ve ben karşımda muhhteşem kokusuyla, aynı ukala ve sempatik tavırlarıyla, yapmacık da olsa o babacan tavrı ve kocaman elleri+geniş omuzlarıyla duran erkeğin görünüşte eskisinden bir farkı olmadığı için rüzgarın esiş yönüne bıraktım kendimi. bir baktım restorana ilerlerken yine eskisi gibi yapışmışım onun koluna iki kolumla birden; hatta 582957926 tane kolum olsa hepsini de onun o tek bir koluna sarılmak için kullanabilecekmiş bir ruh haliyle. kısa bir süre mutlulukla dolu aşk oyunu oynadık. sonra o gitti. sonra her şey yine eskisine döndü. yine aynı haltları yedi. sonra ben yine içimde yeniden inşa etmeye çalıştığım şeyin yıkıkları arasında kalakaldım öylece. hâlâ da aynı yerdeyim. bütün yaz tatilimi annemlerin yanında ağlayıp da açıklama yapamama sorunu yaşamamak için dişlerimi sıkarak geçirdim. şimdi istanbul'a gidiyorum ve mevsim sonbahar; doya doya ağlamanın, içini doğayla birlikte boşaltmanın tam zamanı. üstelik şuan yoldayım ve yağmur yağıyor, bu en sevdiğim şeylerden birisi. (lissie-in sleep)

neyse işte. istanbul'dan döndükten 2 gün filan sonraydı, nasılsa evde durmaktan çıldırmaya başlamak için çok zamanım olacak diye henüz tatilin başında da olsa hediye hoca ile çan(v)darlı'da bir hafta kamp yapmayı kabul ettim. planlarıma göre mükemmel olması gerekiyordu ama daha başlamadan ilk darbeyi kendi öz vücudumdan, yıllardır özene bezene bakımını yaptığım vücudumdan aldım ve denize 10 adım uzaktaki bir evde bir hafta kalacak olmama karşın denize giremeyeceğim gerçeğiyle yüzleştim. ama neyse ki bu benim için çok da büyük bir sorun değil zaten çünkü denize girmeden de kafamı dinleyip zihnimi dinlendirebilirim. başlarda gayet güzel gidiyordu. hediye hoca'nın 10-15 sene sonraki halim olduğunu inanıyorum sanırım. ve sanırım o da bunun farkında olduğu için bana içini dökmekten çekinmiyor hiç. (devamı moladan sonra.) onu dinleyip kendime acıyorum her seferinde. ama napalım işte yapacak bir şey yok malesef. öyle öyle 4 gün filan birlikte takıldık. sonra bir akşam annem aradı. babaannen kötü sue-ella hemen gel dedi. sonra ben ertesi sabah hemen atlayıp gittim. aynı günün akşamı (16 haziran/20:02) babaannem vefat etti. sanırım bunu daha sonra ayrı bir başlık altında yazmalıyım. keşke bizi bırakmasaydı.

ama bu hayatın kötü kanunlarından birisi işte, gitmek zorundaydı ve gitti. vefatının 2. haftasında bir akşam hepimiz izmir'de babaannemin evindeyken en büyük amcam ön balkonda herkes birlikteyken babaannemin vasiyetini açıkladı. babaannem evini bize bırakmış, satıp kendimize bir ev alalım diye. itiraz eden olmadı, hatta herkes bu karardan çok memnundu. bizim de o sırada acilen oturduğumuz evden çıkmamız gerekiyordu. hal böyle olunca ailece ilk gördüğümüz anda dibimizi düşüren o mükemmel evi aldık. böylece 4. senede 4. evimize taşınmış olduk ama orası artık kendi evimiz olacağı için bunun son olacağını düşünüp kendi kendimize çok mutlu olduk. bir evimiz olması annemin en büyük hayali olduğu için en çok da o mutlu oldu. :) sonracığıma TABİİ Kİ her şey mahvoldu. çünkü canım amcacıklarımdan birisi sonradan itiraz etti ve diğerlerini de caydırdı. herkes birden evi paylaşmaya durdu. o arada aile içinde çok kötü şeyler yaşandı. babam o kadar kötü bir hale geldi ki hayatımda ilk defa ona acıdım sanırım. ama olan oldu işte babam evi satın aldığımız adamla konuşup tapuyu geri verdi. şimdi ne olacak ben de bilmiyorum.. (the do-on my shoulders)

olaylar böyleyken birden ankara'dan babamın 30 senedir görüşmediği halasının kızı bizi ziyarete geldi. salak kadın gelirken yanında babamın 20 yaşındaki sevgilisinin (kadın şuan şişko bir nene!) resmini de yanında getirmiş. 4 gün boyunca evi kattı karıştırdı sonra da defolup gitti. annem hâlâ fenalarda çünkü tabi ki de olay sadece bununla sınırlı değil ama bunun ayrıntıları da daha sonra.
yere batasıca.

tabi ki bir de muhteşem trabzon gezimiz var. bu yaşıma kadar türkiye'nin karadeniz dışında kalan kısmının çoğusunu gezdim. trabzon'a gitmek de alper'den ayrıldığım böyle bir lanet yaza denk geldi tabi ki de. ama neyse. bundan da ayrıntılı olarak bahsedip de kendi kendime kendi kendimin yarasını deşmek istemiyorum, hiç gerek yok.

bir de kıprıslı kuzen var. lise son oldu bu sene. koleje geldi. onun üniversite hayalleriyle ilgilenirken o okulun nasıl da içimde kaldığını fark ettim. sonra kendi kenidme bi don kişot oluverdim hayaller kurdum, yazdım-çizdim-inandım; sonunda da yeniden sınava hazırlanmaya karar verdim. ama sanırım şimdi vazgeçmek üzereyim. kafam çok karışık, kendi kendime bi git-gellerdeyim, sonunu ben de çok merak ediyorum.

ama iyi şeyler de oldu tabi; yemek-tatlı yapma zevki keşfettim mesela. anladım ki buram buram tarçın kokan kahverengi bir kurabiye hamuru dünyanın en rahatlatıcı şeylerinden. sonra bisiklet sürdüm, rüzgara doğru son hız giderken bir yandan şarkı söyleyince sesimin titremesine güldüm kendi kendime. doya doya toprağa sürdüm ayaklarımı. terastaki salıncakta müzik dinlerken, yıldızları saya saya uyudum. valizlerimi hazırlamam gerekiyordu mesela ama ben sağanak sağanak yağan yılın ilk yağmurlarının altında, terasta salak salak gülerken oturmayı tecih ettim. iliklerime kadar ıslanmayı çok özlemişim, bu gerçekten mükemmeldi.

sonuç olarak bir yaz lanetinin/lanet yazın daha sonuna gelmiş oldum. her şeye rağmen yaza inat tek parçayım. zaten artık sonbahar geldi. yağmurlar eşliğinde bir yandan blog yazıp bir yandan müzik dinleyip istanbul'a gidiyor olmak mükemmel. bu da benim mükafatım sanırım.

e daha ne olsun?

bekle beni istanbul.. :)

sözuçsadayazıkalsınistiyorum.baneneistiyorum.




aslında doğum günü demek bir anlamda bunalım, bir anlamda da depresyon demek benim için. çünkü hiçbir zaman allı-güllü, pastalı-börekli, mumlu-hediyeli doğum günüm olmadı benim. çünkü sanırım kimsenin hayatında bana bunu yapmaları gerektiğini hissettirebilecek kadar çok kalamadım. hâl böyle olunca da artık mecburen gelen mesajlarla mutlu olmasını öğrendim. ve şimdi de yüzümü gülümseten bütün doğum günü mesajlarımı buraya yazıcam çünkü onları görmek beni mutlu ediyor. hatta bazılarında mutluluktan ağladığım bile oldu ve zamanla duvarımın ücra köşelerine itelenip gitsinler istemiyorum. doğum günlerini ve bütün iyi dilekleri çok seviyorum. :)


''ya sen var ya iyi ki hayatımdasın. beraber gülebildiğim, hüzünlenebildiğim, çekinmeden her şeyi anlatabildiğim, güvenebildiğim insansın. iyi ki varsın, iyi ki beni bırakmayacaksın huysuzluğuma rağmen. seni seviyorum.'' -hannah.

''vay yavruuummm vaaayyyy bi yaşına daha girdiiinn ve bundan sonraki girişlerinde de beni çekmek zorunda olduuğunu belirterek söze başlamak isterim:p sühücaann happy birthday too yyouu diyerek mökemmel ingilizcemi konuşturmak isterdim ama dedim belki bilmezsin şimdi o ne demek:p doğum günün kutlu olsuuuunnn sevgili kaybedenler kulübü üyemm *Allah seni standartttan ayırsınn* bundan sonraki yaz tatili ve hayatın boyunca çooookk çooookkk daha mutlu ol:D önümüzdeki yıl bu partinin telafisini amerika'da ödeşmek dileğiylee:D iş çıkışı seni alırım hazır oolll:p:D selocanlarımlaa bu 5 sayfalık mektubumu göndertiyorum sanaa:) nice mutlu yıllara meleğiiimmm:* iyi ki varsın:)'' -sbc (çünkü biz seneye birlikte amerika'ya gideceğiz. (bkz:hayal kurmak bedava.)

''sue-ellaaaa biii-ziii diskooya göötüürr:p'' -sbc / çünkü o hafif çatlak.

''suuee doğum günün kutlu olsun =) ilk ve son olarak ben kutlamak istedim. =)'' -halfof1 (çünkü ilk kez 13 temmuzda kutladı:D)

''canım cananım sakar şakirim bahtsız bedevim başrol oyuncum her şeye rağmen sevgi pıtırcığım doğum günün kutlu olsun iyi ki doğmuşsun iyi ki varsın.. annein rahmine sağlık :D nice mutlu yıllara hep beraber :)'' -dondurma kardeşliği


''Doğum gününü dürt beni süheyla adlı nadide şarkıyla kutlayacaktım tabi eğer kendin paylaşmış olmasaydın :D Doğum günün kutlu olsun piskolog hanım :) çok mutlu bir üniversite hayatı geçir inşallah hatta mümkünse bende istanbula geleyim :D hediyeni biliyorum merak etme :) ömrün boyunca hep mutlu ol gülmekten bir an bile vazgeçme psikologların en delisi ((:'' -mab

''sühümm, reçelimm, yurtçuulll hayvanımm! :)iyiki varsınn, iyiki o lanet yurtta karşılaşmışızz! :)))))   '' -böörtlenli reçel

''sponge bobbb:) iyilikkk melegiii.. yüzünden gülücük hiç eksik olmasın hoşşş gerçii bu imkansız biliyorum o kalbindekii güzellik yüzüne yansımıs:) bayadır göremedim seni ama olsun bana yaptığın sufle terapisini unutmucam  seviliyosun iyikiii doğdunn,nice seneleree,iyiki varsın'' -i.çetin:)

''hahaaa bakın kimin doğum günüymüş bugün :D Miss Muscle Sühelya :D Kol kaslarıyla Fırkateyn topları çıkarabilen psişik özellikleri bulunan palet ayaklı süheyla hanım :D Sizi çok seviyorum  ve iyiki doğdunuz iyiki tanışmışız diyorum nice nice senelere canım doğum günün kutlu olsun  :)'' -b.uçar:))

''Annaaam bgn kimin dogum gnüyms :)))) ıslık yoldaslgnın en dgrli üyesi :D:D dogm gnün ktlu olsnn cnm nice mtlu yllara hr bi sey gönlünce olsn :))'' -kmertürk:)

''niyaziiiiiimmmmmm geride bıraktığımız sene aslanlar için iyi diilmiş pek öyle söylüolar ama bu sene her şey herrrrrrrşeyyy çok bambaşka olcakmşş ve biz bu sene istedğmz ama olmayan herbişey için iyiki olmamş dicekmşz sonra derin bi nefes alıp son kurabiye benim dierekten brbrmzn suratına bakıııpp sırıtacakmşzz:d seni çok kocaman seviorm ben! dünyaya geldiğin içinde çok mutluyummm yanımdaa olduğun içindeeee!:) iyikii varsın flamingo yavrusu seni...yeni yaşın kutlu olsun!:)'' -niyaziimm:)

''doumm gununn kutlu olsunnnn! yeni yasındada bnden sempatik olamıcaksn bunuda solemedn geçmem!! :D'' -MR.öztürk:D

''benim bitaanecik, kaşif ruhlu, güzel arkadaşımmm!!
daha nice güzel mutlu senelere :)
seni çok seviyorumm :*'' -kâşif2:))

''Fistik dogum gunun kutlu olsun..:) Kocaman kulakliklarin ve super muzik askinlaa mukemmel bir ömur diliyorum..:) Öpuldun.'' -a.yetgin:))

''bebişkom güleryüzlü kelebeğim hep böyle gül sen :) doğum günün kutlu olsun nice mutlu başarılı yaşlara iyi ki varsın '' -pofuduk:)

''Mutlu yillar süü. Sen hep gul ki biz de mutlu olalim (:'' -pampişş:)

''Dogun gunun kutlu olsun. Allah senı basımızdan eksık etmesın. Hep mutlu ol:)'' -güğsu:))

''Dünyanın ennn iyi kalplii, enn vicdanlıı, en merhametli enn düşünceli psikoloğu ve senaristi olmaya aday olup, birkaç ödül kapmalısın bencee :):)) Bu kadar önemli bir durumu unutmayıp daha doğrusu es geçmeyip böyle bir günde bu kadar güzel bir yazıyı herkes düşünüp de yazamazdı. Umarım sayende atılmış olan her mesajla birkaç insanın daha yaşamasına yardımcı olduğun için yüzünden gülücükler hiç eksik olmaz ve umarım karnı doyan her insanın yüzündeki gülümsemeyi o sıcaklığı kalbinin en içinde hissedersn. :) İyiki doğmuşsun canım, tüm sevdiklerinle nice nice senelere İnşallah..'' -nnbulut:)

''reis can sen nie doğdun sen şişesin ama çok az aa :) Allahan gurban .. ben sahan ölem ( itiraz yok bgün hakkımdır :) ) bu hayatta inş hep ii insanlarla karşılaşım hep mutlu olursun işin ras gelsin , nice yıllara reisim . . . '' -büyükbaşkan:)

''Başrol oyuncum iyiki dogdun yoksa ben filmime pardon filmimize kimi bulurdm o kadar kamerayı kimin icin kullanırdm :) dogum günün kutlu olsun süü'mm nice mutlu senelere ve istiklal maceralarına hep birlikte :)'' -dondurmakardeşliği2:)

''can-ı gönülden "iyi ki" dedirttğin için iyi ki doğdun süheylacım! Çoook özel bi insan olduğnu sakın unutturma kendine.. nice nice mutlu senelere canım...'' -f.özdemir:))

''süüelellalalalalalalalaaam♥♥ canım benim doğum günün kutlu olsun iyiki doğmuşsuunn nice senelere :)) '' -oorılöö:)

''Dunyanin en sirin en anlayisli psikolog adayi :) dogum gunun kutlu olsun nice nice mutlu yillara iyiki dogdun iyiki varsn tatlim :)'' -a.yentur:)

''DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN MELEĞİM.... ALLAH BUNDAN SONRAKİ YILLARI GÖNLÜNDEN NELER GEÇİYORSA HAKKINDA HAYIRLI OLACAK OLAN, ÖYLE YAŞAMANI NASİP ETSİN. HAYIRLI YAŞLAR DİLİYORUM....'' -canımablam:))

''Süheylaamm. . . O kadar çok şey söylemek istiyorum ki neresinden başlasam bilemedim gerçekten.. O güzel yüzünün, kalbinin nuru, neşesi hiiiçç eksik olmasın.. Baktıkça insanın içini açan o gülümsemen hiiiç bırakmasın seni;) Öylesine çok denir bilirsin ama bil ki tüm samimiyetimle söylüyorum iyi ki varsın! Değerini bilen insanların karşına çıkmasını ve seni hiç hiiiiçç üzmemesini diilerim ki bir meleği üzen; beter olmalı! Bazen umutlarımız tükenir ya Süheylam 'bundan daha kötüsü olamaz deriz' işte o anlarda en önemli olanın 'sen' olduğunu sakın unutma fıstığım.. kimse senden değerli değil! Büyümek işte böyle bazen iki damla yaş, bazen iki dirhem mutluluk.. Sana senin gibi bi gelecek, mutlu mutlu seneler dilerim canparem.. Doğum günün kutlu olsun dünya tatlısıııı ,o güzel yanaklarından ennn kocamanından öperim! '' -ö.ipek:))

''cnmmmmmmm..:) iyiki doğmuşsunnnnnnnnnnnnnnn..:)sen​ olmasan kim bu kadar neşe saçardı etrafınaaaaaa..:) mutlu yıllarrr..:)'' -hatılgan:)

''Bebegiiiiiim dogum gunun kutlu olsun,mutlu ol senelerce... Yuzun heeep gulsun:)'' -binzet

''Süheyla'cımm doğum günün kutlu olsun.. Kocaman gülümsemen hiç kaybolmasın :))'' -sfırat:)

''smdi bak ben dgununu kutladm ya, kesin smdi bilgisayarın kapanır, bi anda kendine reset atar, evin şartelleri atar, face onca kufurlu yasaklı sey warken bu bildirimi kaldırır, tam cewap yazackkn annen kalk kız sogan dogra der, mobilsen telfnn suya duser, tuslar basmaz, utu masasının sabitleyip kendini cekerken annen gelir telfnu kırar sende bna ilkay al gırdı gırdı ben napam dersn ama ben ynede sansımı deneyip kutlayaym bi dgum gnn ktlu olsun nice yllara;))'' -i.muratt:D

''"iguana-1'den keçi merkez'e"
nice mutlu yıllar hacenne doğum günün kutlu olsn iyiki doğmuşsun la telefonun da açık olaydı eyidi :)'' -iguana:)

''2 doğdun züleyhaaaaaaaaaaaaaaaa :D neşe küresi mutluluk abidesi insan :D hayat boyu sevdiklerinle nice nice mutlu huzurlu yaşlara'' –mtuncer


***

ama sonuç olarak aslında mutlu değilim.
çünkü bugün benim için gerçekten çok önemli ama ne bileyim işte. normal insanların hayatına özeniyorum sanırım. olay mum filan değil tabi de; birilerinin hayatında bu aşamaya gelebilecek kadar kalmış olmayı gerçekten isterdim.






aslında yazma havamda değilim hiç. gerçekten. ama bunu söylemeden geçemeyeceğimi farkettim.
az önce bi arkadaşımın en yakın arkadaşı olan birisiyle fotoğrafını gördüm ve tabi ki bakışlarını okumadan edemedim:


E: fotoğrafta sevimli çıkabilmek için sana böyle bakıp sırıtmam gerekiyor tatlıımmm anlarsın yaa hehıheıhe....
Ö: sevimli olduğunu zannettiğin zamanlarda ayrı bi itici oluyosun sen ama ben senin ne bok olduğunu biliyorum kızım numara çekme bana iki dakka seni seviyom rolü yaptım diye, karşı komşumuzsun napayım başımdan mı gittin sanki?

* böyle bir dünya olmasın istiyorum işte..
ya da belki de çok fazla yakın arkadaş olanları kıskanıyorumdur. yok yok, bugün öyle olacağını sanmıyorum çünkü fazlasıyla sevgi yüklemesi yaşadım ve 27520923 tane en yakın arkadaşım varmış gibi hissediyorum.

dünya gerçekten böyle olmasın Allah'ım, amin.



12 08 2011

bir yaz tatili klasiği


meraba blog bu seninle geçireceğimiz ilk yaz tatili o yüzden belki de sana her şeyi en başından anlatmalıyım ya da hatta kesinlikle öyle yapmalıyım ama bunun için vaktim yok ve vakit bulup da anlattığım zaman bunun için şuan vakit bulamıyor olmamın bile yaz tatili sendromumun bi parçası olduğunu anlayacaksın. şimdi fırsatım olduğu kadar her şeyi bildiğini farz edip konuşacağım seninle çünkü en çok buna ihtiyacım var. o kadar doluyum ki. nasıl anlatabileceğimi bile bilmiyorum. hiç isyan etmek istemiyorum aslında sinirlenmek ve nefret etmek de istemiyorum; sakinlikler istiyorum hayatımda, daha sempatik anlar, sevimli anılar, sevgi.. en çok sevgi istiyorum ve en çok ondan uzağım. içim sevgi dolu sanki sevmek için yaratılmışım ben ama kimi seveyim söyler misin? beni ne hale getirdiğini görebiliyorsun değil mi? 

içimden çıkıp odanın köşesine geçip kendime bi bakıyorum, ve ne kadar da acınası görünüyorum. haftalardır aynı yatakta oturan bütün negatif şeylere rağmen bi yerden tutunmaya çalışan ama tutunduğu bütün dallar illa ki kopan, zaten herhangi bir yere tutunabilmek için çok yanlış bir mekan ve zamanda bulunan, şimdi artık her şeyin kopuş noktasında olduğu şuanda istanbul'da tek başına olup da bağır çağır ağlamak varken birazdan annem gelir de beni böyle görürse ne hesap veririm diye ağlama eylemini bile gerçekleştiremeyen ama tir tir titreyen çenesini dişlerini sımsıkı sıkarak tutmaya çalışan yine de arada gözlerinden gelen bir kaç damla yaşa engel olamayan, yaz tatilinden, hayattan nefret etmeye mahkum bir kız.. 

kendime acımak istemiyorum blog ve ben kibirli bir insan da değilim ama gerçekten hak ettiğim bu değil bence. sezgisel olarak -bilinçli bile değil- bir babamın olmasına ihtiyaç duymam ve bu uğurda hayatımı mahvedecek insana deli gibi aşık olup beni kahrettiği ve mahvettiği şuanlarda bile ona hitiyaç duyuyor olmam,.. hiçbiri benim suçum değil. bir babam olmaması benim suçum değil. gittiğim her şehirden ayrılmaya mahkum olmak, bir yerde tutunamamış olmak ve büyük bir dostluk kuramamak, bütün arkadaşlıklarımın bölük pörçük olması benim suçum değil. şuan yapayalnızlığın dibine vurmuş olmak hele, hiç benim suçum değil. vardır Güzel Allah'ımın bir bildiği deyip yine de tutunmaya çalışıyorum ne bileyim kitap okuyorum, bulmaca çözüyorum. yapabileceğim başka bir şey yok köşeye sıkıştırılmış haldeyim ama yine de çırpınıyorum bir şekilde. gerçekten mutsuz ve asık suratlı biri olmak istemiyorum. mutlu olabilmeye çalışıyorum ama daha nereye kadar dayanabilirim Allah aşkına?

gerçekten çok sevdim onu. hala inanamıyorum düşününce bütün vücudum titriyor sarsılıyor midem bulanıyor başım dönüyor artık dişlerimi ne kadar sıksam da işe yaramıyor ağlamaya başlıyorum ama içim almıyor yine de bi türlü. ben hayatın bütün kirli oyunlarından uzakken hayatım bu kadar kirlenmemeliydi her şey daha masum olmalıydı benim için. böyle şeyleri hiç bilmemeliydim. safsam safım işte öyle de saf kalmalıydım artık birine güveneceğim zaman kırk tilki geçmemeliydi benim aklımdan.. aklımın içi temiz kalmalıydı benim. böyle kirli şeyler öğrenmemeliydim. insanlar ne kadar alay edip dalga geçse de her söylenene inanacak kadar saf olmalıydı içim. bi art niyet aramaya başlamamalıydım hemen. ve bu kadar şey öğrendikten sonra hepsini silip eskiye dönmek çok zor.. belki de imkansız.. en azından biraz dengede olmalıydı her şey madem bu kadar kötülükler var o zaman hiç değilse rahatça internet kullanabilmeliydim madem en yakın arkadaşım yok ve madem o artık yok... içimi rahatça sana dökebilmeliydim boşalabilmek için. bu kadar köşeye sıkışmış bir hayatı sırtlayabilmek beni aşıyor bazen. en yakın arkadaşımın duyguları olmayan bir internet sayfası olması çok gücüme gidiyor.

böyle olmak zorunda mıydı?


3 08 2011

heepimiiizz niyaziyiizz.. (hepimiz kardeşiz melodisiyle)




niyazi mi kim? evet evet o bok yoluna giden. evet, hem de kendi isteğiyle giden.

evet, ben de hatta dünden ''sevemediimm ben bu günüüü.. sevemedimm başşındaannn.. kovaladıımm sevdiğimiiii yanıbaşımdaaann..'' filan gibi şarkılarımı hazırlamıştım hani bugün aptal gibi aşık olduğum pisliği reddedicektim ya beni aldattığını bildiğim için. o inkar etti ben de affettim. yok başka kız olmadığını filan düşünmüyorum artık. evet, arada başka bi kız var ama ben yine de affettim. ama kanmadım yani o kadar da aptal değilim. hı hı. çok akıllıyım aslında. innanılmaz. gurur duyuyorum kendimle her daim.

ne yaptım ben ya?

tamam marangoz kendi kapısını tamir edemez, marangozun kapısı kırık olur filan ama en azından bi kapısı olur yahu. benim resmen kapım yok. 


CERYAN YAPTI.

06 06 2011


az önce sokakta muhtemelen kafası ekstra güzel birisi anadolunun bağrından kopup gelmiş güneydoğu anadolu şivesiyle ''yöeeminn edderiimm, s.kemiyöoruumm!!'' diye bağırdı.

- ama burası istanbul.
- aaa, tamam o zaman.

01 06 2011

elif/ınt vuumın.





ve eğer kızların kaderi annelerininkiyle yazılmadıysa ben bu zamana kadar bu hayattan hiçbir şey öğrenememişim demektir.

ve eğer bu hayattan bir şeyler öğrenebilmişsem hayat ağzıma sıçmak için fırsat kolluyor demektir.

o zaman sıç lan; senden korkan senin gibi olsun!


http://fizy.org/#s/16lhom

31 05 2011

yaz sıkıntısı, fena.




artık bu lanet şeyi ben kendimi bildim bileliden beri hiçç bir şey değiştiremediği için olacak ki biyolojik saatim de alışmış mayıs sonu-haziran başı dedi miydi midemdeki ağrıları tutabilene aşk olsun. adam sinyali verdi zaten sıçacak yine bu yaz ağzımız, yüzümüz, moralimiz, psikolojimiz ve bilimum etraftaki her yerimize. her şeyden ders çıkartan tarafım bunu da değerlendirince ben anladım ki bazı insanlar gerçekten doğuştan kötü. hatta bazıları bunu abartıyorlar, artık zevk alıyorlar biri üzülünce. hele de o birini o psikopat ruhlu insanlar üzdüyse o zaman değme keyiflerine.herkesin hayatında değiştirebileceği ve değiştiremeyeceği insanlar var ve değiştirilebilen insanlar böyle hasta ruhluysa o biraz daha kabullenilebilir bir şey bence ne bileyim çıkarıp atarsın fotoğrafları yakarsın cart curt işte kötü bi anı olarak kalır olur biter. şimdi ben de isyan etmek istemiyorum esasen ama bu adam benim hayatımın atsan atılmaz, satsan satılmazlarından. bu sefer de isyan ediyorum gibi hissediyorum üzülüyorum ama bi çözümü olmalı kurtulmanın -ölsün diye dua edip durmaktan daha başka-.

realist olmak gerekirse, evet yok.

halbuki ben her yaz tatili geldiğinde, normal insanlar tatil yapacağız diye sevinirken ben 'eyvah bu adam yine canımızı okuyacak' diye bunalımlara girmekten daha fazla/farklı yapacak şeylerim olsun isterdim. ağlanılmayan yaz akşamları mesela, annemi üzgün görmemek, o küçücük sabilerin dalıp dalıp gittiğinde neler düşündüğünü bilmemek filan.. az da değil lanet çıkası tam
 3 ay.

bazen odada kimse olmuyor kulaklıkları takıp uzanıyorum, ondan sonra rachael senin, emiliana benim, sophie senin, zooey benim, do senin, b.r. benim dalıp gidiyorum. sonra da hayal kurası geliyor insanın. mesela aslında benim babam da hep iyi bi babaymış hiç hayatımızı cehenneme çevirmezmiş mesela annem onun yüzünden günden güne kötüye gitmiyormuş gözümüzün önünde biz bir şey yapamadan, mesela kardeşlerimin de psikolojisi hi bozulmamış o yüzden, üçümüz de babamızdan çok memnunmuşuz o da tam babaymış ama. yine böyle uupuzunmuş kocamanmış ama sarılırmış mesela, gözleri yine yeşilmiş de ben de hep severmişim gözlerimi, biri babasının kızı dediğinde kendime de lanet etmezmişim hiç. ben mesela ordan burdan psikoloji yazıları okurken baba-kız ilişkilerini ele alan yazılarda üzülmezmişim hiç, durumun vehametini farkedip de bi yandan isyan etmekten korkup bi yandan da lanet etmezmişim. aslında benim babam sadece dışardan göründüğü değil gerçekten baya iyi adammış, ben de her kız gibi bi erkeğe babama benzediği için aşık olurmuşum, babam olsun diye değil. o zaman bu gibi olası durumlarda hayatım iyice bi çıkmaza girmezmiş mesela, adamın biri benim için ne kadar önemli olduğunun da bu kadar farkında olamayacağından bu kadar şımarmazmış. ben because of you'yu ve oh mother'ı dinlemekten bu kadar kaçmazmışım mesela. sınavda da panik yapmamak için tedavi görmüş olmama rağmen sınavda sınavın benim için neden önemli olduğunu hatırlayıp, annemi düşünüp ağlamazmışım da eşek gibi çalıştığım herşeyi gerçekten yapabilirmişim de puanım da baya iyi olurmuş mesela. zaten sınav sabahı bana hiç bağırmazmış. kızının onu sevmediğini bilince üzülürmüş sanki bu bir eksiklik gibi hissedermiş de bir şeyleri yoluna koymaya çalışırmış sonra zaten sırf bu çabayı gören kızcağız da mutlu olabilirmiş mesela.

sanki hayatın iyi olması için baba yeterli bir parçaymış gibi. o bizim hayatımızda gerçekten bir baba gibi olsaymış geri kalan herşey de eninde sonunda rayına otururmuş gibi.

sonuç olarak yaz geldi.

hem de 3 ay.

bi gözümü kapatıp açana kadar geçecek bir şey olsa keşke. bir nefeste atlatıversek hepsini.

+ şimdi bi de pislik gelecek bi hafta filan sonra. bir yazın mahvolması için o adam yetmezmişcesine bi de bunu nasıl çekeceğim onu hiç bilmiyorum. ama keşke gelmese. o zaman benden onu affetmemi de beklemez, böyle birbirine aşık olduklarını bilen ama aynı zamanda arkadaş gibi olan iki insanmışız gibi konuşup gitsek.

o zaman güzel olabilirdi ama öyle bir şey yok o yüzden güzel olmayacak hiçbir zaman yeterince. küfür edesim geliyor işte.

bi iyi tarafından bakayım dedim şimdi. düşündüm biraz. ama hiç tamir edemedim ki zaten kendi kapımı..


+ bi de küçücükken bütün babalar benimki gibi sanırdım ama büyüdükçe farkettim 'baba'nın aslında normalde iyi bir şey olduğunu. iyi babalar var mesela resimdeki gibi. ne özeniyor ama insan..

30 05 2011

hazırlık hikayesi dee burada biter.


yaouv bir uyumuşum.. sonra birr uyandım baktım saat gece 12ye geliyor. yahu yine yaptın yapacağını dedim filan. sonra kalktım filmlerin olduğu yere gittim daldırdım elimi çantaya, çektim bi film (tam bu sırada neyse halim çıksın filmim demek önemli.) sonra bi baktım zozo'yu çekmişim. izledim ve gayet de beğendim yani. şuan duygusal havam dağılıp gittiğinden duygularımı tam aktaramıyorum, kısmetse başka zamana artıkın.

daha da önemlisi ben bugün nihayet ulaşılması zor insan bal dekanla bi randevu ayarladım ve kapısına dayandım. dedim ki ''hoca, ne olacak bizim bu halimiz? bu adamlar kitapsız mı ben o sınavda 4 + buçuk saat nasıl oturayım? hadi oturdum diyelim, 4 + buçuk saat orda çıldırasıya oturmak için 185$ verilir mi be nalet adam'' dedim. (rakı içen fare:getirin ulen o kediyi bana) ''ayrıca %85 devam zorunluluğu ne demek biliyon mu sen?'' dedim. sonra gözlerimi gözlerine diktim ve, ''sen hiç üniversiteye başlayıp da lise kuralları altında eğitim sürmek ne demek bilir misin hoca'' dedim. adam orda dağıldı. ''durr daha fazla dinleyemiyciim nolur bu bahsi kapatalım ' dedi. ben de baktım herif yaşlı, ağırdan almak lazım dedim, yufka yüreem raad komadı beni. ''tamam hoca bu bahsi kapatıyoruz ammaa şunu bil ben o sınava da girmem devamlılık da yapmam arıza olmayın uleenn'' dedim. ben ağırdan alınca o da ayağını denk aldı. eyvallah ortaağ sen raad ol ben hallediciim o konuyu dedi, anlaştık herifle. çok güzel oldu çok da iyi oldu iyi de güzel oldu. ya da öyle bi'şeylerdi işte.

neyse ben zaten argo konuşmam. ama öyle bi'şeyler konuştuk neticede. adam beni mutlu etti blog. balmış meğersem. atalarımız da ne demiş? bal tutan parmağını yalar. bu durumda fırsatı değerlendirmek lazım. okulu bol keseden ekmek lazım. sene başından beri devam zorunluluğu var zannetmeme rağmen bol keseden ektiğim için de hiç de pişman değilim. -vazgeçtim- çok pişmanım. keşke daha çok ekseydim. ama kısmet artık önümüzdeki maçlara bakıcaz. ilk iş haftaya festivallere akalım.

bi de ben şuna kesinlikle inanıyorum ki , bazen uyumak lazım.

iyi geceler gençler, her nerede umutlanıyor veya hayal kırıklığına uğratılıyorsanız.

29 04 2011